Sabit Disklerin İnanılmaz Gelişimi

Yıllar içinde sabit disklerin gelişimi

BİLİMSEL KONULARDA NEDEN BU KADAR KOLAY KANDIRILIYORUZ?

Konu bilim olunca kandırılmamız kolaylaşıyor.

Gıdalarımızda ne kadar şeker var?

Şaşırtıcı bilgiler.

12 Ocak 2012 Perşembe

BİLİMSEL KONULARDA NEDEN BU KADAR KOLAY KANDIRILIYORUZ?

Internet üzerinde dolaşan yanlış ve yanıltıcı pek çok bilgi var elbette ve biz bunları araştırmadan e-mail listemizdeki herkese göndermeye, sosyal medyada paylaşmaya nedense çok meraklıyız. Bunlara İngilizce “Hoax” adı veriliyor. Daha önce de yazdığım gibi, şüphe duyulan durumlarda iyi bir arama ile hemen foyası ortaya çıkan şeyler bunlar. Ama maalesef çoğumuz araştırmaya gerek bile görmeden hemen paylaşıyoruz. Örneğin bu link ile İngilizce’sini verdiğim “Hoax”ta yaşamın temel maddesi olan su, tehlikeli bir kimyasal gibi gösteriliyor. İnsanların çok büyük bölümü de verileni olduğu gibi kabul ediyorlar. İşte bu “Hoax”tan yola çıkarak yapılmış bir araştırma ve sonuçları:

1997 yılında 14 yaşındaki bir öğrenci katıldığı bir bilim fuarında yaptığı çalışma ile birinci oluyor. Öğrencinin göstermeye çalıştığı, yalancı bilimsellik ve hatalı bilgi ile insanların nasıl kandırılabildiği ve bu bilgilerin sorgulanmadan nasıl hızlıca yayıldığı. Projede, öğrenci “dihidrojen monoksit” adlı kimyasalın çok sıkı kontrol edilmesi ya da yasaklanması için insanları bir dilekçeye imza atmaya çağırıyordu. Bu kimyasalın yasaklanması için gösterilen gerekçeler şunlardı:

  • Aşırı terleme ve kusmaya yol açabilir
  • Asit yağmurlarının ana unsurlarından biridir
  •  Gaz hali tehlikeli yaralanmalara yol açar
  •  Kaza ile yutulması ölüme yol açabilir
  • Erozyona yol açar
  • Araçların fren sistemlerinin verimini düşürür
  • Kanser hastalarındaki tümörlerin içinde de bulunmuştur.


Öğrencinin, bu kimyasalın yasaklanması için mülakat yaptığı 50 kişiye ait cevaplar şu şekilde imiş:

  • 43 kişi yasak için destek vereceğini belirtmiş
  • 6 kişi kararsız olduğunu söylemiş
  • Yalnızca 1 kişi bahsedilenin su olduğunu anlamış!

 Öğrencinin projeye koyduğu isim : “Ne kadar kolay kandırılabiliyoruz?”. Sanıyorum cevap çok bariz. Bu yüzden lütfen “bilimsel” adı altında gelen her bilgiye inanmayın ve mutlaka gerçekliğini araştırın!

13 Aralık 2011 Salı

Artık kullanmadığımız teknolojiler

Teknolojinin hayatımızı değiştirdiği gerçeğini göstermek için aşağıdaki gibi bir tablo hazırladım. Eskiden kullandığımız, şimdi ise belki de komik gelen teknolojileri bu tabloda bulabilirsiniz. Kullanmadığımız teknolojinin yerine ne kullandığımızı da eklemeye çalıştım. Eskiyen teknolojilerin bir kısmını tabii ki hala kullanıyoruz ama bir 10 yıl sonra çoğunun artık kalmayacağına bahse girebilirim!

Eskiyen/Kullanmadığımız Teknoloji
Yerine Kullanılan
Ankesörlü telefon
Cep telefonu. Jeton ve sonrasında telefon kartı kullandığımız zamanları çok çabuk unuttuk.
Bir kullanımlık fotoğraf makinaları
Cep telefonu kamerası. Kim uğraşacak şimdi, filmi al, fotoğrafçıya götür, banyo edilmesini bekle, kağıda bastır...
CD/DVD koleksiyonları
MP3 ve DivX formatında arşivlerimiz.
Devasa ansiklopedi ciltleri
Wikipedia ve diğerleri
Faks Çekme
E-mail. Herkeste tarayıcı ve e-posta olduğuna göre...
Fotoğraf albümleri
Fotoğrafları sakladığımız sabit disk veya USB bellekler
Fotoğraf banyosu
Fotoğraf makinasının belleğinden bilgisayara aktarma
Gazete, Dergi
Gazete ve dergilerin web sayfaları ya da tablet uygulamaları. İtiraf edin ki bu şekilde okumak hem daha zevkli, hem daha kolay.
Harita kullanımı
GPS özellikli cihazlar ve telefonlar. Artık kimse kimseye yol da sormuyor neredeyse.
Kağıda basılı ajandalar
Telefonun, tabletin ya da bilgisayarlarımızın takvim uygulamaları
Kişisel günlük tutma
Blog. Eskiden birisi günlüğünü ver de okuyayım dese nasıl da karşı çıkardık. Şimdi her şeyimiz göz önünde.
Kitap okuma
E-kitap okuma, web’de dolaşma. Kitap okumayı zaten pek sevmeyen bir milletiz. E-kitap da bize ters gelir bu durumda.
Not defteri
Telefon ya da tablet bilgisayarda uygun yazılım. Özellikle tablette not tutmak çok daha pratik.
Posta Kartı
E-Mail
Resim çerçeveleri
Resim çerçevelerinin elektronik versiyonları
Seri ilanlar
Sahibinden.com türü siteler. En son ne zaman seri ilanlara baktığımı hatırlamıyorum bile.
Sözlükler
Internet sözlükleri
Süt ve yemeği ocakta ısıtma
Mikrodalga. Zararları tartışılsa da, inanılmaz derecede pratik olduğu kesin.
Tatil için seyahat acentasına gitmek
Internetten rezervasyon... Hem zaman tasarrufu, hem de çok daha fazla içeriğe ve daha da önemlisi yorumlara erişim.
Telefon rehberi
Google araması. Zaten her şeyi Google’da aramıyor muyuz?
TV programlarının zamanını bekleme
DVD kayıt cihazları, USB’ye kaydeden uydu alıcıları. Hızlı yaşantımız için gerçekten faydalı araçlar.
Uydu antenleri ve diğer TV antenleri
Internet üzerinden seyredilen içerikler. Ayrıca TiViBu türü servisler de alıcı bulmaya ve benimsenmeye başladı.
VHS ve diğer video kayıt cihazları
DVD, BlueRay ve USB kayıt

11 Ekim 2011 Salı

Sabit Disklerin İnanılmaz Gelişimi





















1979 yılından bu yana sabit disklerin gösterdiği gelişimi bu resim çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Günümüzün 2.5” ve daha küçük disklerinin yanında geçmişin 5,25” diskleri bile çok büyük görünüyor. Arkadaki 12” diskin sadece 5 MB olduğuna inanmak ne kadar zor ise en küçük 1” diskin terabaytları alabildiğine inanmak daha da zor.

Daha da eskiye gidildiğinde ise sabit disklerin boyutları, bunları hiç görmemiş yeni nesil için inanılmaz gelebilir. İşte iki tane çarpıcı örnek :

1950’li yıllardan kalma bir “IBM Model 350 Disk File”. Bu devasa disk sadece ve sadece 5MB idi!

1979 üretimi, yine IBM bir başka disk. Tam 250 MB! O zamanlar için müthiş bir depolama alanı...

Teknolojinin gelişmesindeki hızın baş döndürmesine şaşmamak gerek... Yazının İngilizce orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

16 Eylül 2011 Cuma

Yanıltıcı ve zararlı e-postalar hakkında

Son zamanlarda çöp posta (spam e-mail) sayım oldukça fazlalaştı. Bunlarla bir şekilde herkes başa çıkıyor ama hala bazı kullanıcıların önlerine gelen her şeyi bütün e-posta listelerine tekrar göndermelerinin, bu postalardaki zararlı mesajları tıklamalarının ve virüs bulaşmalarının önüne geçilemiyor. Özellikle de doğruluğunu hiç bir şekilde araştırmadan, hemen iletilen mesajlar tepemi fena halde attırıyor. En son olarak “John Hopkins” (doğrusu : Johns Hopkins) üniversitesinden gelen kanser ile ilgili “çok önemli” bilgilendirmeler geldiğinde arkadaşımı uyardım. E-posta listesindeki herkese sorup soruşturmadan gönderdiği mesajı bir çok ciddiye alan kişi olmuştu. Neyse ki herkese bir özür mesajı ile bu e-postanın yanıltıcı bilgi içerdiğini tekrar yazdı ve bu kişiler yanlış bilgi yüklenmesinden kurtulmuş oldular.

Peki, bu tür yanıltıcı (ve daha kötüsü) bize zarar vermek isteyen e-postalar hakkında ne yapabiliriz? İşte kolayca yapabileceğiniz bazı kontroller:


Bu e-postaların bir kısmı İngilizce’de “Hoax” olarak adlandırılan, “şehir efsanesi”, asparagas haber vb. barındıran, genelde zararsız e-postalar. Tabii, zararsızdan kastım, herhangi bir virüs ya da zararlı bağlantı içermemeleri. Ama yarattıkları bilgi kirliliğinin zararlı olma ihtimali her zaman var. Eğer gelen e-postadaki bilgi çok ilgi çekici, korkutucu, duyulmamış vs. ise hemen bir kontrol yapmakta fayda var. Elimizin altında Google gibi bir araç var. Güvenilir sitelerden haberin doğruluğu kontrol edilebilir. İngilizce bilenler, “hoax” ları listeleyen sitelere bakabilirler. Örneğin yukarıdaki kanser haberi için Google’a “Hoax John Hopkins” yazmanız yeterli. Hemen bu e-postanın “hoax” olduğunu belirten onlarca site çıkıveriyor karşınıza.


Artık çok bilinen bazı e-postalar da Afrika’daki zengin devlet başkanının oğlundan, karısından vs. gelen, milyonlarca doları transfer etmek için sizden yardım isteyen e-postalar. Parayı transfer etmek için siz 5-10 bin dolarcık bir komisyonu bize bir gönderin, sonra milyon dolar sizin hesabınızda türü kandırmacalar. Maalesef hala kananlar varmış! Daha da abartıp, bu mesajları Google Translate ile çevirip Türkçe gönderenler de var. Ama bunlar çevirinin mükemmel olmamasından dolayı daha kolay yakalanıyorlar. Bu konuda tek tavsiyem, tanımadığınız insanlara hiçbir şey göndermeyin, nokta...


En zararlı e-posta tiplerinden biri, bankalardan ya da güvenilir bildiğiniz diğer sitelerden (örneğin PayPal, Twitter, Facebook vb) gelir gibi görünen zararlı postalar. Bildiğiniz gibi hiçbir banka ya da bu güvenilir siteler şifre, anne kızlık soyadı vs. gibi bilgileri e-mail ile istemiyor, ya da güncellemeleri e-posta yolu ile yapmıyor. Ne kadar güvenilir görünürse görünsün, bu tür mesajlara rağbet etmeyin. Bu mesajları ayırmanın birkaç püf noktası var:

o   Genelde imla hataları ya da düşük cümleler barındırıyorlar. Büyük kurumlar, binlerce kişiye giden mesajlarda genelde böyle hata yapmazlar.

o   Tehdit içeriyorlar. Örneğin : “3 gün içinde güncellemezseniz hesabınız askıya alınacaktır” gibi.

o   Sahte bağlantılar içeriyorlar. Bu bağlantıları ortaya çıkarmak için şöyle bir yol izleyebilirsiniz. Örneğin, bağlantı www.facebook.com gibi güvenilir bir site adresi gösteriyor olabilir. Bağlantıya kesinlikle tıklamadan, imleci bağlantının üzerinde gezdirin (üsttekinde deneyin). Bağlantının altında (ya da tarayıcınızın alt köşesinde) 192.168.1.1 ya da www.facebookfake.mysite.ch/xyz.aspx gibi şeyler gördüğünüzde hemen o postadan kurtulun! En iyisi, bildiğiniz siteleri favori listenize eklemek ya da üşenmeden adreslerini elle girmek. (192.168.1.1 modem adresidir, biliyorum!)


Aslında en iyisi, tanımadığınız ya da güvenli olduğuna emin olmadığınız tüm e-postalara kuşkuyla yaklaşmak. Ama tabii örneğin Facebook’ta tanımadığı, hayatında görmediği insanları arkadaş olarak ekleyen bir nesile bunları söylüyor olmak umutlarımı azaltıyor. Sonuçlarının sandığınızdan çok daha kötü olabileceğini belirterek biraz korkutayım hiç olmazsa!



15 Temmuz 2011 Cuma

Islanan Elektronik Cihazlarınızı Kurtarın!

Ne kadar dikkat edersek edelim, bazen bu tür talihsizlikler yaşanabiliyor. En sık rastlanılanı cep telefonlarının elden kayıp suya düşmesi olmakla birlikte, diğer cihazların başına da aynı talihsiz kazalar gelebilir. Bu tür durumlarda, kısa devreleri önlemek için cihazın hemen pilini çıkarmak, ilk yapılması gereken şeydir. Daha sonra da uzunca bir süre kurumaya bırakılır ve tamamen kuruduğundan emin olduktan sonra da pili takıp dua etme aşamasına geçilir.  Su çekme özelliği olan, ama aynı zamanda da cihazın içine kaçma riski taşımayan maddeler de kullanılabilir. Örneğin, cihazı bir torba pirinç içine koymak da denenen metodlardandır. İngilizce bilenler burada ayrıntılı kurtarma operasyonunu görebilirler.

Anlaşılan bu konu pek çok kullanıcının canını yakmış ki, bir firma da bundan kendisine bir iş fırsatı çıkarmış. Bheestie adındaki bu torbaya, acil durumlarda ıslanan cihazınızı koyuyorsunuz ve duruma göre 24-72 saat arasında bekletiyorsunuz. Tabii ki %100 garanti verilmiyor ama sonuçların tatmin edici olduğu belirtiliyor.  Orjinal bağlantıya buradan ulaşabilirsiniz. Bu arada “Bheestie” su çeken ve taşıyan hizmetli anlamına geliyormuş...

7 Haziran 2011 Salı

iPAD, iPOD ve iPhone için Kablosuz Sabit Disk

iPAD, iPhone ya da iPod'unuzun belleği yetmiyor mu? İşte Seagate'ten "daha önce neden kimse düşünmemiş?" dedirten bir ürün! 500 GB'a kadar kapasitesi, 5 saat pil ömrü, USB 3.0 (ayrıca Firewire ve eSATA) seçenekleri ile 199.99 dolarlık bir fiyat etiketine sahip. Ayrıca Android işletim sistemli cihazlarda ve WiFi içeren bilgisayarlarda da kullanılabiliyor. Dosya erişimi, iPad üzerinde Seagate tarafından geliştirilen özel bir program ile, diğer cihazlarda ise internet tarayıcı üzerinden gerçekleştiriliyor. İlginç bir diğer özellik de, aynı anda 3 iPad'de 3 ayrı film oynatabilme yeteneği. Mobil cihazlarınızda da kapasite sorunu tarihe karışıyor gibi!

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Dünyanın en büyük yüzen "şeyi"

Yüzen "şey" diyorum, çünkü böyle bir şeye gemi demek biraz abes kaçabilir. Shell'in denizden doğalgaz çıkarmak için tasarladığı bu yüzen platform, şimdiye kadar insanoğlunun su üzerine koyabildiği en büyük kütle olacak. 600,000 metrik tonluk bu geminin ne kadar büyük olduğunu belirtmek için ABD'de şimdiye kadar yapılan en büyük uçak gemisinin 100,000 metrik ton civarında olduğunu belirteyim. Gemide doğal gazı -260 F dereceye kadar soğutan bir düzenek de olacak. Böylece çıkarılan gazın hacmi 600 kat azaltılabilecek. Geminin Avustralya açıklarında bulunan doğal gaz rezervlerini işlemek üzere tasarlandığı bildiriliyor. 2017'de üretimin başlaması planlanıyor. Sanırım gördüğümüz göreceğimiz en büyük tüpgaz gerçek olmak üzere...

17 Mayıs 2011 Salı

Facebook’ta güvenliğinizi korumanın yolları

Bu bir güvenlik yazısı, ama Internet’e konulan içerik hakkında bilinmesi gereken temel bir kural var. Hiç bir içerik %100 güvende değildir! Her ne kadar ilgili sitelerden üyeliğinizi veya yüklemiş olduğunuz içerikleri silmiş olsanız da, bu içeriklerin bulunduğu web sitelerinin birer sunucu üzerinde olduğunu ve bu sunucuların yedeklerinin alındığını, her an siber saldırı riski altında olduklarını ve içeriğin yetkisiz kişilerin eline geçebileceğini unutmamanız gerekiyor. Sürekli olarak ve artan oranda kendimize ait içerikleri Internet ortamında ortaya saçıyoruz. Bunların tamamen güvende ve istediğimiz zaman yok edilebilir olduğunu düşünmek biraz saflık olur. Bu nedenle, Internete koyacağınız içeriği, ileride silme olanağınız olmazsa ne tür sorunlar yaratacağını önceden bilerek ve bu ön filtreden geçirerek yüklemekte fayda var.

500 milyondan fazla üyesi olan Facebook’un da tamamen korumalı olmadığını ve olamayacağını bilerek, yine de güvenliğinizi arttıracak bazı basit önlemleri sıralamak istiyorum.

-         *  Öncelikle, yukarıda belirttiğim gibi, neyi paylaşacağınızı çok iyi değerlendirin. İleride sizi sıkıntıya sokabilecek ya da bir gün silmek isteyeceğiniz hiçbir şeyi paylaşmayın. Bahsettiğim gibi, sildiğinizi sandığınız hiçbir şey gerçekten silinmez.

-        *  Kimlerin neyi görmesi gerektiğini ayarlar kısmından değiştirin. Özellikle herkesin görmesini istediğiniz bir şey yoksa, bütün ayarları “yalnızca arkadaşlarım” olarak yapın.

-          *Yüzyüze görmediğiniz, şahsen tanımadığınız kimseleri arkadaş listenize eklemeyin, arkadaşlık isteklerini geri çevirin.

-        * Listeler oluşturun. Örneğin : “İş arkadaşlarım”; “Müşteriler”; “Ailem” vs gibi. Bu listeleri filtrelemeniz daha kolay olur.

-     *  Sizi kimin bulabileceği kısmını da ayarlayın. Herkesin sizi bulması yerine “arkadaşlarınızın arkadaşları”nın bulması yeterli olacaktır.

-    *  “Beğen” düğmesini kullandığınızda, bunu herkes görebilir. Ayarlar kısmından, beğendiğinizde sadece arkadaşlarınızın görmesini sağlamalısınız. İş yeriniz hakkında olumsuz bir yorumu beğendiğinizi ve herkes bunu görebildiği için patronunuzun veya müdürünüzün bunu gördüğünü düşünün!

-       * Mümkün olduğunca ücretsiz Wi-Fi ağlarından Facebook’a bağlanmamaya çalışın. Bu ağlar genelde şifresiz olduklarından kötü niyetli kişiler için iyi bir sızma yolu oluştururlar. En azından “güvenli sörf” (secure browsing) seçeneğini kullanın. (adresler https:// ile görüntülenecektir)

-     * Nereden (ev, laptop vs) giriş yaptığınızı belirten Facebook uyarılarını ciddiye alın, ayarlar kısmından bu uyarıların e-postanıza gelmesini sağlayın. Böylece sizin giriş yaptığınız bilgisayarlar dışından biri hesabınıza girmeye kalkarsa haberiniz ve engelleme şansınız olur.

-      * Bence en önemli maddelerden biri bu : Mümkün olduğu kadar uygulamalardan uzak durun. Özellikle tanımadığınız kişilerden gelen mesajlar çok tehlikeli. Ben Facebook’ta hiç bir uygulamaya müsaade etmiyorum. Sizin bu kadar katı olmanıza gerek yok, ama yine de güvenilirliğinden emin olduğunuz uygulamaların dışına çıkmayın. Özellikle “kim seni ne zaman takip etmiş”, “kesinlikle çalışıyor” vs gibi mesajlar verip, pek olmayacak vaatlerde bulunan uygulamalardan uzak durun. Uygulamalara müsaade ettiğinizde, kötü niyetli bir uygulamanın tüm Facebook bilgilerinize ulaşabileceği gerçeğini unutmayın. Ayrıca, arkadaşlarınızın uygulamaları da, aynı arkadaşlarınızın gördüğü size ait bilgilere ulaşabiliyor. Bunu önlemek için güvenlik ayarları kısmından uygulamaların içine girerek, arkadaşlarınızın uygulamalarının ulaşabileceği içeriği seçin. Ben tüm seçenekleri kaldırdım ama sizin neleri göstermek istediğiniz tercihinize kalmış.

-     * Duvarınıza sadece arkadaşlarınızın yazmasına izin verin. İstenmeyen kişilerin yazmasını engellemek için güvenlik ayarlarını buna uygun olarak yapılandırın.

Tüm bunları yaptığınızda biraz daha güvende hissedebilirsiniz. Yine de paylaştığınız içerik konusunda dikkatli olmanız en geçerli önlem olacaktır.

13 Mayıs 2011 Cuma

Çalınan fotoğraf makinanızı Internet üzerinden bulun!

Gün geçmiyor ki, Internet üzerinde ilginç bir servis bulmayalım. İşte bu site de onlardan biri. stolencamerafinder (çalıntı fotoğraf makinası bulucu) adlı siteye çalınan fotoğraf makinanız ile daha önceden çekmiş olduğunuz bir resmi yüklüyorsunuz. Daha sonra, site bu fotoğraftaki makinanın seri numarasını belirleyerek, aynı makina ile çekilmiş ve Internet’e konulmuş fotoğrafları arıyor. Makinanızı çalan kişi, makina ile çekilen bir fotografı Internet’e koyarsa, site bu fotoğrafı size buluyor. Böylece, en azından makinanızın yaklaşık konumunu bulma şansınız oluyor.

Sistemin çalışması oldukça basit. Günümüzdeki tüm dijital fotoğraf makinaları, çektikleri resimlere cihaz markası, resim rezolüsyonu, gün, zaman, seri no vb. gibi bilgiler ekliyorlar. Sitedeki program da, makinanız ile çektiğiniz herhangi bir resmi yüklediğinizde, resmin üzerinden cihaz marka/modelini ve seri numarasını alıyor ve bunu Internet üzerinde arıyor. Seri numarasını isterseniz el ile de girebiliyorsunuz. Yüklemek istediğiniz resmi de sitenin üzerine sürüklemeniz yeterli oluyor. Tabii makinanız ile çekilmiş bir fotoğrafa rastlarsanız, ne yapacağınız veya hırsızı nasıl yakalayacağınız size kalmış...

9 Nisan 2011 Cumartesi

GIDALARIMIZDA NE KADAR ŞEKER VAR?

Her zaman söylenir, "şu gıdada bir avuç şeker var, bunda daha da fazla var" vs. Ancak, görsel olarak insanın önüne konulduğunda daha da bir çarpıcı oluyor. Burada bir örneğini gördüğünüz görsellerin tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

15 Şubat 2011 Salı

2011’DE DOĞAN BEBEKLERİN GÖREMEYECEĞİ TEKNOLOJİLER



Bugünün bebekleri o kadar değişken bir dünyada doğuyorlar ki, şu anda zar zor hayatını sürdüren bazı teknolojiler, onlar okula giden bir çocuk ya da genç oldukları zaman muhtemelen çoktan tarih sahnesinden silinmiş olacak. İşte bazı tahminlerim :

Video cihazları ve kasetler
DVD 1995’te icat edilmişti. O sıralarda VHS kasetler Betamax’a karşı zafer kazanmışlar ve piyasa hakimiyetinin keyfini sürüyorlardı. Ancak şu anda evlerimizde eskiden kalmış ve muhtemelen hiç kullanılmayan video cihazları dışında artık ne yeni üretim var, ne de VHS kaset arayanlar. Bunları kiralayanlar da başka işlere çoktan döndüler. Bugünün bebekleri büyüdüğünde onlara neredeyse kitap boyutundaki bir kasetin DVD’den en az dört kez daha kötü rezolüsyonlu ve sadece 2 saatlik film alabildiğini anlatmak pek kolay olmayacak. Gerçi o zamana kadar muhtemelen DVD de kalmayacak, o da ayrı. Şimdiden Blue-ray bayağı hayatımıza girmiş durumda...

Seyahat Acentaları
Çevrimiçi tatil, seyehat, rezervasyon vb. siteleri o kadar çoğaldı ki, bir 10 sene içinde seyahat acentasının kapısını çalıp, katalogdan gidecek yer seçecek kimse kalacak mı, gerçekten merak içindeyim.

Kitapçılar-Kitap ve Dergiler
Gerçi özellikle kitapçılar ülkemizde hiçbir zaman ilgi görmemişti ama ileride durum daha da kötüleşecek onlar için. Daha şimdiden Amazon’da e-kitap satışı normal kağıda baskı kitapların sayısını geçmiş durumda. iPad ve benzeri tabletlerin giderek yaygınlaşması ve ucuzlaması en azından kitapçıların sonunu hazırlayacak bence. Yine de basılı kitapların en azından bir nesil daha ortalıkta olacağını sanıyorum, ama hiçbir zaman emin değilim! Olsalar iyi olur, basılı kitapları hala seviyorum.

Haritalar
GPS cihazları gittikçe küçüldü, fonksiyonları arttı. Artık çoğumuzun telefonunda da GPS var. Aradığımız yerleri, restoranları vs. bulmak için daha çok onları kullanır olduk. Bir yere gitmeden önce şöyle bir Google Maps’e göz atmayanımız pek kalmadı. Artık adres sormak gibi, cebinde kağıttan bir harita taşımak da çoktan tarihe karışmak üzere. Zaten muhtemelen bir yer sorana ya da yolunu kaybedene uzaylı gibi bakılmaya başlanacağı günler çok uzakta değil.

Gazetelerdeki Seri İlanlar
Sahibinden.com gibi siteler çıktığından beri gazetelerde seri ilan baktığımı hatırlamıyorum. Sitelerdeki dinamik içerik varken, seri ilan sayfalarının da uzun süre yaşaması zor görünüyor.

Ansiklopediler
Eskiden özenle fasiküller biriktirilerek uzun sürede edinilen, daha yakın geçmişte gazeteler tarafından verilen birçok ansiklopedi vardır çoğunuzun anne babasının evinde. Ben de çok ödevimi evdeki heybetli Meydan-Larousse ciltlerinden yapmışımdır. Ama artık elinizin altında Google ve Wikipedia varken kaçınız onlara bakma ihtiyacını hissediyorsunuz? Yine de internetteki her bilginin doğru olmayabileceğini bilerek, sağlam kaynaklardan bilgiye erişmekte fayda var.

CD’ler
DVD’nin bile geleceği tehlikede iken, çok daha az bilgi saklayabilen müzik CD’leri, VCD’ler ve veri taşıyan CD’lerin uzun zaman yaşayabilmesi çok mümkün görülmüyor. Artık en basit MP3 çalıcı veya USB bellek bile bir CD’den çok daha fazlasını saklayabiliyor. Internet hızlarının çok artması müzik ve video içeriğini indirmeyi hatta çevrimiçi olarak seyretmeyi/dinlemeyi kolaylaştırdığı için, geleceğin dünyasında CD’lere yer yok!

Sabit telefonlar
Hala sabit hatlarımızı bayağı yoğun bir şekilde kullanıyor olsak da (en azından ADSL erişimi için), sabit telefonlar da yavaş yavaş hayatımızdan silinecek. 3G ve daha ileri teknolojiler sayesinde onlara zaten ihtiyacımız da kalmayacak. Sabit bir telefon geleceğin evlerinin antikası olmaya aday şimdiden.

Film Kullanan Fotoğraf Makineleri
Aslında bunlara kaset kullanan kameraları da eklemek lazım. Şu anda bile kimse makina fotoğraf çektikten sonra çektiği resmi anında görmemeye dayanamıyor. Düşünün ki bir de eskiden film koymayı unutmak, filmin yanması, iyi çıkmaması riskleri vardı. Kasetli kameralar da benzer durumda. Kimse analog (gerçi bazıları dijital ama) bir kaseti bilgisayara aktarmak için vakit kaybetmek istemiyor. Anında çekeceksin, göreceksin, istemediğini sileceksin. Film kullanan profesyonel fotoğraf makinaları da artık yerlerini megapiksel hesabını tutamadığımız dijitallere terk etmeye başladılar zaten.

Telefon Rehberleri
Sanırım bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. En son ne zaman sarı sayfalı bir telefon rehberi gördünüz? Sahi, ankesörlü ve kredi kartlı telefon kulübeleri daha ne kadar dayanacak acaba?

Kataloglar
Eskiden firmalar gösterişli, kalın, yüzlerce sayfalık ürün katalogları verirlerdi. Çevrimiçi kataloglar dururken bunlara bakmayı akıl edenler var mı ki?

Faks makinaları
Tarayıcıyı kullanabiliyor musunuz? Sonra ortaya çıkan pdf dosyasını da e-posta ile gönderebilirsiniz değil mi? Eee, faks makinasına ne gerek var?

Resim çerçeveleri
Sadece tek bir resmin konduğu, yıllarca değişmeyen resim çerçevelerinin yerini de gittikçe ucuzlayan elektronik benzerleri gittikçe daha fazla almaya başlıyorlar.

Televizyon/radyo reklamları
TV ve radyo reklamları tamamen yok olmasalar da, Internet ortamındaki reklam pastasının günden güne büyüyeceği kesin. Zaten muhtemelen ileride birbirinden ayırmak zorlaşacak, çünkü televizyonlar da Internet üzerinden yayın yapıyor olacaklar. Bunun sonucunda da bir sonraki madde geçerli olacak:

Uydu antenleri, karasal antenler
Internet hızlarının gittikçe artması ile birlikte bütün TV ve radyo içerikleri yavaş yavaş Internet’e taşınıyor olacak. Bu da hem görüntü kirliliği hem de elektromanyetik kirliliğin azalmasına yardım edecek. Başınızı kaldırıp bir göz atın. Çevremizdeki bunca uydu anteninin ve radyo vericisinin yarattığı çirkin görüntüden kurtulmak güzel olmaz mıydı?

Yukarıda yazdıklarım ilginç geldi mi? Belki de olmaz diye düşünüyorsunuz. Ancak 80’lerde ve hatta hatta 90’larda çocuk olanların aklına bile gelmeyecek teknolojilere sahibiz şimdi. Örneğin cep telefonu standardı GSM’in daha 1994’te kabul edildiğini ve ülkemizin cep telefonu ile doğru düzgün tanışmasının 2000’leri bulduğunu anımsatırım. Şu anda hangimiz cep telefonsuz bir hayat düşünebiliyor? Bu arada 70 ve 80’lerde çocukluğunu yaşamış biri olarak, o yıllara ait de bir teknoloji nostaljisi de yazmak istiyorum. Yakında...



26 Ocak 2011 Çarşamba

BİLGİSAYARLARIN TARİHİ - BÖLÜM II – ENIAC’TAN TRANSİSTÖRE

1943 31 Mayıs 1943’te ENIAC’ın üretimi başlatıldı. 1945 ilkbaharında çalışır hale geldi.

Colossus
1943 Aralık ayında İngiltere’de tüpler ile yapılan Colossus çalışmaya başladı. Bu bilgisayar, tümüyle elektronik ilk hesaplama makinası olarak tarihe geçti...







Mark I
  1944 Harward Üniversitesinde üretilen Harward Mark I, 7 Ağustos 1944’te faaliyete geçti. Bu bilgisayar IBM ASCC olarak da bilinir. (ASCC : Automatic Sequence Controlled Calculator = Otomatik Ardışık Kontrollü Hesaplayıcı)

1945 John von Neumann hafızada saklanabilen program fikrini ilk kez öne sürdü.

1945 Konrad Zuse bu kez de Z4’ü üretti. Savaş sonrası Almanya’da bilimsel çalışma yapan bilgisayarların öncüsü bu cihazdır.

1945 Grace Murray Hopper, Mark II’nin prototipi üzerinde çalışırken ilk bilgisayar hatasını (bug) keşfetti. Bu bug (böcek) bir röle hatasından kaynaklanıyordu. Bilgisayar programlama hatalarına bug(=böcek) denilmesi bu eski tip bilgisayarlardan kalma bir terimdir. Rölelerin kontaklarına ya da başka hassas bölgelere giren böcekler bilgisayarlarda sorunlar çıkarırdı. Debug (yaklaşık çeviri = böcekten arındırma) lafı da buraya dayanır. Böceği bulunca hata bulunmuş oluyordu.


ENIAC
1946 Pensilvanya Üniversitesi, ENIAC’ı görücüye çıkardı.

1947 Temmuz 1947’de Harward Mark II çalışır hale getirildi. 





Magnetic Drum Memory
1948 “Magnetic Drum Memory”, bilgisayarlar için bir veri saklama yöntemi olarak piyasaya çıkarıldı... 

24 Aralık 2010 Cuma

BİRAZ DEĞİŞİK BİR HAVA NEMLENDİRME CİHAZI

R2D2
Tatooine gezegeni kadar nem oranı düşük olmasa da, ofisinizde de zaman zaman nemlendirme ihtiyacı olabilir. İşte bu ihtiyacı karşılamak amacı ile üretilmiş bir ürün. R2D2'nun içini su ile doldurun, sonra da bilgisayarınızın boş bir USB kapısına bağlayın! Bu gidişle USB'ye bağlanmayan bir şey kalmayacak sanırım...

BİLGİSAYARLARIN TARİHİ – BÖLÜM I – ENIAC ÖNCESİ HER ŞEY

Teknoloji dünyasındaki ilk gerçek “bilgisayar” ENIAC idi. Ama ENIAC’a gelene kadar tabii ki bilim adamları, mucitler ve girişimciler boş durmadılar. İşte onların tarihi :
MÖ 3000 Babil’de abaküs bulundu. Bazı kaynaklarda da abaküsün Çin’de icat edildiği belirtilir. Ne olursa olsun, sayıları saymak için araç kullanmanın ilk örneğidir abaküs. Abaküs kendi başına bir hesaplama aracı olmayıp, hesap yapanların sayıları takip etmesi için tasarlanmıştır. Resimdeki çok eski bir örneğidir.
1623 William Schickard “hesaplayan saat” adını verdiği cihazı yaptı. Cihaz dişli mekanizması ile çok haneli sayıları birbiri ile çarpmakta kullanılıyordu.
 1642 Blaise Pascal “Pascalane”yi yaptı. Dişli sistemlere sahip bu makina, ilk mekanik toplama makinasıdır. Daha sonra Pascal’ın adı bir programlama diline de verilmiştir. (resim)
1666 İngiltere’de Samuel Morland toplayabilen ve çıkarabilen mekanik bir hesap makinası yaptı.


1674 Gottfried Leibniz “Adımlı Hesaplayıcı”yı yaptı. Bu hesaplayıcı adım adım çalışan silindirik bir dişliden oluşuyordu. (resim)
1774 Philipp-Matthaus Hahn 12 haneye kadar hesaplayabilen hesap makinaları yaptı. Bunları ticari olarak sattı da.
1777 Çarpma yapabilen hesap makinaları icat edildi.


 1820 “Thomas Arithmometer” adı ile ilk defa seri üretime geçebilen bir hesap makinası yapıldı. Bu makina uzun yıllar üretildi ve satıldı. Leibniz’in adımlı hesaplama sistemi ile çalışıyordu. (resim)
1822 Charles Babbage “Fark Makinası”nı (Difference Engine) tasarlamaya ve yapmaya başladı.


1829 Willem Austin Burt Amerika’nın ilk daktilosunu yapmayı başardı. Tasarım biraz garip olmasına rağmen çalışıyordu. (resim)
1832 Charles Babbage ve Joseph Clement “Fark Makinası”nın bir kısmını üretmeyi başardılar.
1849 Charles Babbage “Fark Makinası”nın ikinci versiyonunu tasarladı ama üretemedi.
1854 George Boole, daha sonra tüm bilgisayar tasarımının temelini oluşturacak olan, semboller ve mantıksal çıkarımlardan oluşan bir sistemi anlatan “Düşünmenin Kanunlarına Dair İncelemeler”i yayınladı.
1889 Herman Hollerith’in “Electric Tabulating System (Elektrikli Çizelgeleme Sistemi)”, 1890 nüfus sayımını değerlendirecek makinayı seçmek üzere açılan yarışmayı kazandı. IBM’e giden ilk adım!
1893 İlk dört fonksiyonlu hesap makinası icat edildi.
1896 Herman Hollerith, “Tabulating Machine Company” adı ile kendi şirketini kurdu. IBM’in temeline bir taş daha konmuş oldu.
1911 Tabulating Machine Company, başka iki şirket ile birleşerek “Calculating, Tabulating and Recording Company-Hesaplama, Çizelgeleme ve Kayıt Şirketi” adını aldı (CTR). Bu şirket ileride IBM olacaktır.
1919 Amerikalı fizikçiler Eccles ve Jordan flip-flop devresini icat ettiler. Bu devre, günümüzdeki bilgisayarlarda da bir çok devrenin temel taşıdır (özellikle hafıza devreleri).
1924 CTR adını değiştirerek International Business Machines (IBM) adını aldı.
1930 MIT Üniversitesinde geliştirilen Differential Analyser, birçok differansiyel denklemi çözmeyi başardı.
1931 Reynold B. Johnson adında bir lise öğretmeni, çoktan seçmeli sınavların cevaplarını okumayı sağlayacak, özel bir kurşunkalem vasıtası ile çalışan bir yöntem keşfetti. Daha sonraları IBM bu teknolojiyi satın aldı.
1935 IBM, elektrikli bir daktilo ve Model 601 adında, delikli kart okuyabilen bir çarpma makinasını piyasaya çıkardı.
1937 Claude Shannon, ikili sistem ile çalışan elektrikli bir toplayıcıyı icat etti.
1937 Alan Turing, Turing makinasının prensiplerini yayınladı.
1938 William Hewlett ve David Packard, günümüzün bilgisayar devi HP’yi Hewlett-Packard adı ile Palo Alto (Kaliforniya)’da bir garajda kurdu. (Ne garajlar varmış adamlarda bu arada :) )
1938 Alman Konrad Zuse Z1 adını verdiği elektro-mekanik bir bilgisayar üretti.
1939 George Stibitz, Boolean cebiri ile çalışan bir ikili devre tasarlamayı başardı.
1939 John Vincent Atanasoff ve Clifford E. Berry binary aritmetik kullanan bir bilgisayar yapmayı başardılar.
1940 Konrad Zuse Z2’yi üretti. Bu bilgisayar öncekinin aksine mekanik aksam değil, telefon röleleri kullanıyordu.
1941 Konrad Zuse bu kez Z3’ü üretti. Z3, program kontrollü olarak çalışan ilk elektro-mekanik bilgisayardır. (resim)
Daha sonra üretilecek olan ENIAC ise tamamen elektronik idi. ENIAC ve sonrası bir sonraki bölümde…

21 Aralık 2010 Salı

IPHONE, IPAD VE IPOD İÇİN MİNİ PROJEKSİYON CİHAZI

 Amerikan firması Microvision “SHOWWX +” adını verdiği minik projeksiyon cihazını piyasaya sürdü. Laser ışını ile çalışan bu mini projeksiyon cihazı diagonal olarak 2.5 metre genişliğe kadar duvara yansıtabilme yeteneğine sahip. iPhone, iPad ve iPod dedik ama, diğer akıllı telefonlar ve dizüstü bilgisayarlara da bağlanabiliyor. İstenirse pil ile de çalışabilen cihaz, Iphone’dan sadece biraz daha büyük boyutuna rağmen 2 saat kadar pil ömrü de sunuyor. Maksimum çözünürlüğü 848 x 480, kontrast değeri 1:5000 (LED için çok iyi bir kontrast değeri). Tabii ki pek ucuz değil, fiyatı 450 dolar civarında.

Kum saati şeklinde trafik lambası

Yanında sayaç olan trafik lambaları ülkemizde yaygın (en azından İstanbul’da). Bu da LED’ler ile yapılmış değişik bir deneme. Orjinal resimleri burada bulabilirsiniz. Gerçi yorum yapanlar bu lambaların pek güvenli olmadığı, ya da renk körü kişiler için tehlikeli olacağını bildirmişler ama yine de değişik bir tasarım. Bu lambalara alternatif olarak bir de bu önerilmiş. Sanırım biz çoktan doğru yolu bulmuşuz…

Eski bavulunuzu değerlendirin

Biraz yaratıcılık ile her şey mümkün. İşte ispatı… 8 tane daha farklı türünü görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Bilgisayarların Tarihi – Bölüm 0 – Giriş

Bilgisayarların tarihi her zaman ilgimi çekmiştir. İngilizce kaynaklarda konu ile ilgili pek çok ve detaylı bilgi bulunabilirken, “bilgisayar tarihi” yazıp yaptırdığım bir Google araması pek de istediğim gibi sonuçlar vermedi. Varolan sitelerde de genelde eksik veya kısaltılmış bilgiler gördüm. Blogumu “sadece günlük bilgiler ve haberlerden ibaret olmayan; aynı zamanda elle tutulur bir bilgi kaynağı” da yapmak amacım için bunun güzel bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Tabii herkes kendine göre bilgisayarın tarihçesini yorumlayabilir ama ben bilgisayar ve elektronik alanındaki belli başlı devrimleri başlangıç noktası alarak bilgisayar tarihini bazı zaman aralıklarına bölmeye karar verdim. Bu zaman aralıkları, bundan sonraki bölümlerin başlıklarını oluşturacak :
Bölüm I – ENIAC öncesi (gerçek anlamdaki ilk bilgisayar olan ENIAC’tan önceki gelişmeler)
Bölüm II – ENIAC ile Transistörün bulunması arasındaki dönem (transistör bilgisayarların ivmesini sağlayan gerçek bir devrimdi)
Bölüm III – İlk mikroprosessörün meydana çıkması (1971) ve sonrası
Bölüm IV – 80’li yıllar
Bölüm VI – 90’lı yıllar
Bölüm VII – 2000 ve ötesi
Elimde oldukça fazla veri olduğu için, diğer bölümleri bitirdikçe ekleyeceğim. Yani biraz “az sooonra!” durumu olacak… Her türlü yorum ve düzeltmeye açığım. Buna göre yazılarda zaman zaman değişiklikler ve düzeltmeler yapabilirim. En sonunda umarım iyi bir bilgi ve referans kaynağı ortaya çıkar.

Eski Kredi Kartınızı Değerlendirme Yöntemi

Biraz değişik bir kullanım ama ilginç olduğu kesin. Zımbaya benzer bu cihaz sayesinde eskiyen, ya da gereksiz gönderilmiş ve kullanmayacağınız kredi kartını gitar penası olarak değerlendirmek mümkün. Tabii eminim sadece kredi kartından değil, delebileceği herşeyden pena yapmayı deneyecek sivri akıllılar da çıkacaktır…

PC’de tek bir optik diske 128GB yazmak!

Pioneer’ın yeni duyurduğu BDXL adlı Blue-Ray disk yazıcı (Model adı : BDR-206MBK); yeni 4 katmanlı disklere tam 128 GB yazabiliyor. Ayrıca 3 katmanlı disklere de 100 GB yazabilen ürün, Kasım ayı içerisinde piyasaya çıkacak. 1983′te okuduğum üniversiteye yeni gelen, yüzlerce metrekare kaplayan büyük sistemin (CDC) toplam sabit disk kapasitesi 8 GB idi. Disk standart boy bir çamaşır makinası kadar yer kaplıyordu. Nereden nereye…